17 Nisan 2015 Cuma

Bir kıyı boyunca koşuşturuyorum.İlk kez tek başıma kaldım.Ve zaten bu ilk bana koştuğumu farkettirdi diyebilirim.Kıyının iki ucunda yüzlerce telli çitler geçirilmiş.Kıyının devamını öylesine merak ediyorum ki zaman zaman ellerimi parçalamak uğruna çitleri geçmeye çalışıyorum.Dalgaları bilirsin , seslerinin ne kadar içine içine aktığını da. Ben yüzmekten bu kadar korkarken o her zaman yaptığı şeyi tekrar ediyor.Gelip ufak ufak yaklaşıp geri kaçıyor.Bu kadar korkmadan hareket etmesine mi üzülmeli benim bu kadar korkak olmama mı bilemiyorum.Dünyanın bu kadarcıktan ibaret olduğunu kabul edebilseydim eğer ne koşardım ne korkardım.Öylece oturup izlerdim olup biten ne varsa.Ama biliyorum ki bana bağıran yüzlerce ses var o dalgaların içinde,farkedilmeyi bekleyen ıssız bir orman var,daha önce hiç konuşamamış bir çocuk,kendi yüzünü hiç görememiş dünyanın en güzel kadını,bir baltayı eline alamamış bir ormancı var..
Neyse işte.Bulutlar yaklaşıyor, buraya ilk kez yağmur yağacak.Umuyorum ki bir sel benide alıp götürsün denize doğru.Öteleri hala merak ediyorum.

7 Ocak 2015 Çarşamba

Napolyon'u Dudaklarından Öptüm

Marchal Mithouard
Çocukluğumda ansiklopedilerin içinde boğulur tarihin en bilindik farklı suratlarıyla karşılaşırdım.Hepsinin hayatlarını merakla inceler acılarını,yorulmuşluklarını,sevinçlerini kavramaya çalışırdım.Büyüdükçe bütün o ünlü suratlardan çok daha fazlasının olduğunu farkettim sokaklarda.Zaman zaman farklı şehirlerde köşe başlarına oturup onların farkına varamayacağı bir şekilde izledim hepsini tek tek.Onlarda bulmaya çalıştığım şeyin ne olduğunu bilemeden izlemeye devam ettim.Bu kadar farklı dünyaların içinde gezinirken hep sordum kendime ..hepsi biryerlere yetişmeye çalışıyor ,kiminde kaçma isteği,kiminde bolca hüzün,kiminde mutluluk hepsi birşey için geldi bu hayata.Sen neden geldin dedim.5 6 yıldır bu sorunun peşinden gidiyorum.Kendi keşfimin peşindeydim.Onları izledikçe kendime yeni şeyler katıyor ve hüzün içinde boğuluyordum zaman zamanda.Daha ötesine gitme dürtüsü oluşuyordu her seferinde.Mahalleleri gezindim bir bir,köyleri,şehirleri.Her geçen gün dahada aşıyorum kendimi.Dahada fazlasını istiyorum.Farklı ülkelerde dolanıp bizde ortak olan şeyleri görebilmek istiyorum.Bizi bu kadar farklı kılan şeyleri öğrenmek istiyorum.Benim gitmem lazım.Hemde öyle bir gitmeliyim ki attığım her adımda,arşınladığım her sokakta,tanıdığım her yabancıda yeni şeyleri heybeme yükleyerek.

Sorsan ki bulmam gereken şeyi farkettiğim anda hayat hakkında ki bütün hevesim kaçıverecek.Ben o şeyi bulamamayı seviyorum zaten.O yolda ilerlemek çok daha güzel.Her yeni insandan birkaç cümlenin aklına kazınması çok güzel.İki kere iki dört etmemeli.Bildiklerimizi yok sayıp yollara düşmeliyiz.İki kere ikinin 5 ettiğini Rusya'nın bol manzaralı tren camından bakarken görmeliyiz mesela.Ya da onun hiçliğinden bahsedecek bir insanı bulmalıyız Afrika'nın bir köyünde olabildiğince yoksul,susuz insanlarında.2 de nedir diyen bir çocuğu görebilmelliyiz örneğin Antarktika'da.Bir asiyi görebilmeliyiz Avrupa'nın sanatla işlenmiş bir sokağında 2'yi boşver bağıralım diyen.


İNSAN BALIKLAMA DALMALI İÇİNE HAYATIN YANİ!

6 Ocak 2015 Salı

Tanrı Bunun Neresinde?

Gediminas Pranckevicius
Toplaşın anlatacağım yeni şeyler var.
1 ay önce Ankara'ya malum soğuklar geldi.Yeni eve taşınırken kışlıklarımın olduğu koliler kayboluverdi.Ne montum ne şapkam ne botum vardı adam akıllı yani.Neyse işte özetle bu kış kıçım donacaktı belliydi.Evin masrafları falan derken zaten baya borca girmiş hergün makarna yer hale gelmiştim farklı soslarda.Yani ki yeni mont alma hayalleri kuramazdım kurmamalıydım.

O gün yine kalktım bunları düşünürken Kızılay'da ki 2. el eşyalar satılan pazara gittim akşam vakti.İnsanlarla sohbet edip sigaralar ikram ediyor yeni şeyler öğreniyordum yine.

Soluklanmak için oturacak bir bank ararken bir kemancının hemen yanındaki banka oturdum havanın soğukluğuna karşı içimi biraz olsun ısıtabileyim diye.Pazarcı ablalardan biri geldi oturdu yanıma.Kısacık saçları olan çok güzel yüzlü biriydi.Önce bir sigara ikram etti sonra işler nasıl gidiyor falan derken sohbet etmeye başladık .Öyle şeyler anlattı ki bir Rus yazarından dökülür gibiydi sanki cümleleri.O kadar çok konudan bahsettik ki aklımda birkaç cümle kaldı adamakıllı.Herşeyin bir dönüşü olduğundan bahsetti.Bir çocuğun başını okşarsan gün gelipte zorluk yaşadığında omzunda ağlayabileceğin bir adam olur; bir güvercinle poğaçanın yarısını bölüşürsen aç kaldığında hiç olmayacak biri yardım eder sana; içine bir kötülük düştüğünde zarar verirsen mutlaka geri dönüşü vardır dedi.Seversen geri döner,nefret edersen geri döner,hüzün geri döner,öpüzük geri döner,tokat geri döner.Ulan ne duruyorsunuz o zaman.Sarılın amına koyyim.Birbirinizi sevmek için en büyük neden buysa hala koca dünyadaki küçük kafatasınızdan ne diye kötülük geçiriyorsunuz?

Bu kadar sohbetin ardından pazarcı ablamızdan 3 liraya daha önce kimin giydiğini bilmediğim kadın kokulu bir kazak aldım.Yoluma devam ederken bir tane mont gördüm hevesimi alayım diye denedim fiyat sordum sanki param varmış gibi sonrada metroya doğru yol aldım.Bir tane siyahi bir arkadaş selam diye seslendi.Döndüm meraba nasılsın işler nasıl gidiyor dedim.İlk kez görmüş olmama rağmen sıcak bir ses tonuyla sohbet ettik .Kafasındaki sattığı şapkalardan birini bana takıp güle güle kullan dedi.Amanda aman Türkçeyide pek bi iyi biliyormuş .

Sokaktaki kalabalık sese sokak sanatçılarının sesi eklendiği anda bir an durdum etrafıma bakındım ve gördüm.Çay satmaya çalışan elleri titrek yaşlı amcayı,kırmızı montlu sekerek ilerleyen küçük çocuğu,hep o sokakta dolanıp mendil satmaya çalışan kardeşime benzeyen Berivan isimli küçük güzel kızı,köfte satarken ki abinin yüzündeki memnuniyeti,sevgilisine hüzünle bakan genci,dalga geçercesine göğe yükselen sigara dumanını..


Bir zamanlar zar zor uyandırılıp mavi önlüğünü giyen, saçlarını keçi yapıp annesinin zorla içirdiği sıcak sütü içtikten sonra kırmızı montunu ve onunla aynı renkteki şapkasını kafasına geçirip anacığının pembe yanaklarından öpen kız çocuğu aklıma geldi.O anda çok yalnızdım.Çok şeyi öğrenmem gerekiyordu.Çok yol almam gerekiyordu.İnsanlarımı daha iyi tanımam gerekiyordu.Hepside çok güzeldi.Hepinizde çok güzelsiniz.Konumuz bu değildi çok
afedersiniz.Belkide asıl konumuz budur düşünmek lazım üstüne..

Bir an sokağın içinde herhangi biri gibi ilerlerken elinde hediye paketi bir adam koştu yanıma.Paketi uzattı tam gidecekken durun durun bu ne yahu şimdi dedim.Az önce beğendiğiniz montu aldım bu aralar işlerim çok iyi gitmiyor ve iyilik yapmam gerekiyordu dedi pazarcı ablamızdan öğüt almışçasına.Yahu o sokakta o kadar insan varken neden beni gördün yardım edilecek?Hemde o pazarda o kadar kıyafet denemişken neden en çok ihtiyacım olanı aldın?Neden bu iyilik öncesi pazarcı abla gelip yanıma oturupta herşeyin dönüşü olduğundan bahsetti?Üstelik ilk eve taşındığımda var olan tek montumuda dünyayı gezmeye çıkan portekizli birine üşümesin diye vermişken?Neden bu aralar işlerin ters gitti?

Size yıllarca yanlış bildiğiniz birşeyden bahsedeyim.Hızır diye birşey yok anasını satiim.Valla da yok billada yok.Sadece insanoğlu var daima birbirini tamamlamak zorunda olan !

Hep şuna inandım farklı iksirler var içimizde akıp giden ve bizi yaşatan.Tekdüze renksiz bir hayat sonucu iksirin içimizde varolduğunu bilemeden ölüp gidebiliriz, Kendimize yeni renkler katıp iksirleri karıştırabiliriz birer cadıymışız gibi ve neyin ortaya çıkacağını bilemeyeceğimiz bir ilacı üretircesine.Bir olduğumuz anda tanrının ruhu ortaya çıkacakmış gibi gelir hep bana.Kendi yüzünü göstermenin heyecanıyla ben bu yazıları yazarken ve sen bu yazıyıları okurken bir olduğumuzu görüp belki seviniyordur ha gayret az kaldı diyerek?

Yine kafamdan binlerce cümle geçiyor hepsini anlatasım var sana.O gün tanrıyla konuştum inanamazsın.Hem kendisini cümlelerle ifade ettiğinide nereden çıkardın?

2 Ocak 2015 Cuma

DEPRESYONA GİRDİYSENİZ HAKETTİNİZ

Bu yazının bir başlangıcı yok.Ben direk konuya gireceğim.Çünkü halletmemiz gereken çok sorun var ve zaman ellerimden kayıp gidiyor.Ben bunları yazarken bile biraz daha eksilerek ilerliyoruz.Biz insanlara ne oldu böyle? Daima yol ayrımları var ve biz tabelaya bakınmadan çiçekli bir yol görüp kanıveriyoruz. Varacağımız mis kokulu tarlalara ne oldu dikenli yolların sonundaki? Kendimizi çok şımartmaya başladık.Bizlere küfretmek istiyorum. Bilinçaltınızı her gün televizyonlarda gördüğünüz saçma programlar yüzünden önyargılarla doldurdunuz,sadece kendi mutluluk ve huzurunuz için yaşar oldunuz, okuduğunuz gazetelerin renkli dekoltelerle dolu sayfalarından gözlerinizi kaçıramaz oldunuz, evet maceraperestsiniz biraz biraz ama okuduğunuz kitaplardaki kadar kurguyla dolusunuz.Samimiyetinize ne oldu Allah aşkına?

Uyanıyorsunuz binlerce boşlukla dolusunuz.İşe yetişmeli,çocuklarınızın karnını doyurmalı,güzelce süslenmeli ve misler gibi kokmalısınız,ilgi çekmelisiniz,bugün en iyisi siz olmalısınız,en başarılı sizin çocuğunuz olmalı,güne o kadar güzel başlamalısınız ki yüzünüzü varolan bütün savaşlardan çekip tatlı tatlı konuşan televizyondaki kırmızı elbiseli seksi hatuna döndürmelisiniz. Ya da günün en beğenilen komik videosunu açıp katılarak gülmelisiniz dünyanın bir ucunda gözyaşlarıyla kuru ekmeğini ıslatıp onu çocuğuna yediren bir anneyi unutup.

Bugün yine bok püsür başladınız güne.Birazdan işe gidip para kazanacaksınız.Yolda ertesi güne katılacağınız yemekte ne giyeceğinizi tasarlayacaksınız,hangi marka kıyafet alırsanız daha fiyakalı görüneceğinizi düşüneceksiniz,yan komşunuzun güzel vücudu aklınıza gelecek yaz gelmeden bikinilerle hoş pozlar verebilmek için zayıflama planları yapacaksınız,sevgilinizin ya da eşinizin bu aralar neden sizden uzaklaştığını anlamaya çalışacaksınız.Kafanız boşlukla dopdolu olacak.Makyaj malzemeleri,büyük kol saatleri,lüks arabalar,leziz et yemekleri ,son model cep telefonları geçecek aklınızdan.

Bütün bunları düşünürken neleri kaçırdığınızı anlatayım size.Mutsuzsanız hakediyorsunuz sonuna kadar.Bekleyiniz nedenini açıklıyorum...

Aklınız o kadar doluydu ki baktığınızda çocukluğunuzun en saf ve heyecanlı anlarını hatırlatacak yeşil montlu çocuğun sekerek gidişini göremediniz,
içinizi iyilikle dolduracak teyzenin ellerindeki poşetleri alıp yardım ederken gençliğinizin değerini anlatacak olan bu yaşlanmış ve çok görüp geçirmiş insanı kaçırıverdiniz,
elinde flütle Down Sendromlu olmasına rağmen kendi iç savaşını açık seçik ortaya koymuş ve sağlığınızın ne kadar yerinde olduğunu hatırlatacak sokak sanatçısını gözden kaçırdınız,
El ele yürüyen çifti göremediniz.Kahretsin.Aşkı hatırlayacaktınız ve en önemlisi buydu.Zorlukların üstesinden gelmenizi sağlayacaktı oysaki aşk denilen şey.O bakışı görseydiniz ne için yaşadığınızı hatırlayacaktınız.
Çokça kalabalıkların arasında yürürken 2 dakkalığına sadece kendiniz için yaşamayı unutabilseydiniz görebilecektiniz. Hayat siyah beyaz olsaydı ne kadarda sıkıcı olurdu öyle değil mi . Ama siz renkleri atıverdiniz benliğinizden.Reddediyorsunuz farklılığı.Herkes gibi yaşayabilmek için mücadele ediyorsunuz adeta.

Mutsuzsanız işte bu yüzden.
Sokağa çıkın.Konuşun hiç tanımadığınız insanlarla.Bir kahve ısmarlayın hatta onlara.Farklı düşünmesini sevin . Gözlerinden öpün işte bi başkasının.Size karşılığında hiçbirşey veremeyecek olan bir başkasının acılarını dinleyin.Sayılardan sıyrılıp yapın bunu.Kaç yaşındasın demeyin,kaç çocuğun var demeyin,kaçıncı sınıfsın demeyin.Rasyonellikten sıyrılın.Sizi romantizme sürükleyeceğim. İnsanları sayılarla anlatamayacak kadar çok seveceksiniz çünkü !
Miron Zownir Berlin 1980

30 Aralık 2014 Salı

Hayat boyu bir evden çıkmadıysan sadece kendinle karşılaştırırsın kendini ; köyünün sınırlarından çıkmadıysan öğreneceğin sadece köylünün sürdüğü tarlalar, birkaç inek , birkaç insandır ; şehrini hiç terkedemediysen ,hiç kaçma dürtüsü gelmediyse mesela bekleyemezsin başka insanların neyle mutlu olduğunu ,neye gülüp neye ağladığını öğrenmeyi. Biz arkandan su dökeriz gitmelisin en yüksek tepelere koşturmalısın kendince haykırarak . Unutma ki ne kadar çok insanı ardına katarsan o kadar güçlenirsin. Sen bu dünyaya kendi hikayeni yazmaya geldin ama kalemin tanıdığın insanlar defterin haritada gittiğin yollar. Uğradığın her durakta daha fazlasını öğrenmek için yola çık . Insanlari tanıdıkça hiçbir şey bilmediğini farket ve ne kadar çok şeyi öğrenebileceğini. Kendini aş artık .SADECE AYAKLARININ BASTIĞI YER DEĞİL DÜNYA . Dünya , insanların ellerine dokunduğun gökyüzünü seyredip bir köpeği kucağında oksadığın , bolca düşündüğün ve sorguladığın, dağların ardını merak ettiğin , içinde binlerce milyonlarca hayat barındıran, 'çokrenkli' bir tablo. Gökyüzüne bak. Orda kendi anlamını göreceksin . Bir bulut ol ama için coşup taşsın bir yağmur ol dökül yollara küçük bir çocuk kırmızı şapkasını takıp yollarda koştursun sana dokunmak için !
Gelin benimle bilinmezliğe sürükleyeceğim sizi !
Keşfetmemiz gereken birkaç sorun var.
Sizinle dağların en sessiz olduğu yerlere gideceğiz.
Tepelere sürükleneceğiz birlikte ve küfredeceğiz beraberce,bağıracağız hayatın bize neler yaşatacağını bilmediğimiz açık seçik PORNOGRAFİK cümlelere !
Gelin birkaç sokakta boğulalım bence.
Hayır alkol kullanmak yok,LSD yok,Ayahuasca yok. 3.gözümüzü duyduğumuz kalabalıklarda açacağız.
Gitmemiz gerek hala anlamıyorsunuz.Kayboluyoruz yavaşça.Oysaki varolmak mücadelesidir yaşam!
Nolur gidelim..
Joel Robinson'un arayıştaki insanlarından biriyim ve kafatasımda bir yerküre belirmekte.
Belirsizlik içinde sürüklenirken herkes gibi bir hayat yaşıyoruz . Her insan yeni bir dünya ama o kadar benzerlik içinde yaşıyoruz ki kendi dünyalarımızın oksijenini soluyamaz hale geliyoruz. Düşün ki bir makineye bağlı halde hareket ediyoruz ,soluk borumuz ona bağlı . Aynı yöne doğru koşuyoruz yani ki ölüme doğru . Sadece ölmek için yaşıyoruz . Eğer ki kendi dünyamızı kurmayı başarabilseydik yaşamın sadece ölümden ibaret olmadığını görüp 21. yüzyıl kabusundan uyanıp şükrederdik. Olabildiğince özgür, her solukta oksijenin ciğerlerimizde mutluluk hormonuna dönüştüğünü bilerek koşmaya başlardık. Ben artık sadece sürüklenmek istemiyorum. Açıkça bir keşfin içindeyiz . Görmem gereken dünyalar var, adım atmam gereken yollar, kaçmam gereken zıtlıklar var. Mesela ki zengin ve fakir ; uzak ve yakın ; çirkin ve güzel ; beyaz adam ve siyah adam ; güçlü ve zayıf ; akıllı ve aptal; para ve insan... İşte yolların özü zıtlıkları yok etmekten geçer . Bu kadar boğucu kelime karmaşasından kaçmak için bende yollardayim. Uzun uzadıya düşünüp bir keşfe çıkıyorum . Karanlık bir odada doğdum . Hicbirşeyi göremediğim ve tanımlandıramadığım bir odada. Okumayı ilk öğrendiğimde bir mum yandı odamda. Kitaplar okudukça aydınlandı bir başımalığım. İnsanlar gelip gitti. Hayatıma dokundular. HÜcremdeki duvarlara ellerindeki çekiçlerle giriştiler. Bana sevgiyi öğrettiklerinde pencereden dışarı bakmayıda öğreniverdim. Dışarıda koşuşan sırt çantali yaratıkların mutluluk bağırışlarına şahit oldum odamdan. Ölümden uzaklaştıkça, yaşamın belirsizlik içinde bu kadar huzur verici birşey olduğunu gördükçe , bütün duyguları bedenimde tattıkça ve dünyanın sadece benim odam kadar küçük olmadığını anladığım anda iplerimi saldım camdan dışarıya . Artık atlamaya hazırım . Yasadığım yer benim küçük karanlık odam olamaz insanları kucaklayıp uyumalıyım her gece yastığımdan uzakta bir daha belkide hiç uğramayacagım bir evin içinde. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjimi bağırarak atabilmeliyim ormandaki hayvanlarla beraber . Ben bu doğanın çocuğuyum. Bir elma gibi, tropikal bir meyve gibi , şempanzeler , balıklar ve filler gibi ...Ve kanatlarının varlığını unutmuş yeryüzünde ruhunu arayan bir kuş gibi...