30 Aralık 2014 Salı

Hayat boyu bir evden çıkmadıysan sadece kendinle karşılaştırırsın kendini ; köyünün sınırlarından çıkmadıysan öğreneceğin sadece köylünün sürdüğü tarlalar, birkaç inek , birkaç insandır ; şehrini hiç terkedemediysen ,hiç kaçma dürtüsü gelmediyse mesela bekleyemezsin başka insanların neyle mutlu olduğunu ,neye gülüp neye ağladığını öğrenmeyi. Biz arkandan su dökeriz gitmelisin en yüksek tepelere koşturmalısın kendince haykırarak . Unutma ki ne kadar çok insanı ardına katarsan o kadar güçlenirsin. Sen bu dünyaya kendi hikayeni yazmaya geldin ama kalemin tanıdığın insanlar defterin haritada gittiğin yollar. Uğradığın her durakta daha fazlasını öğrenmek için yola çık . Insanlari tanıdıkça hiçbir şey bilmediğini farket ve ne kadar çok şeyi öğrenebileceğini. Kendini aş artık .SADECE AYAKLARININ BASTIĞI YER DEĞİL DÜNYA . Dünya , insanların ellerine dokunduğun gökyüzünü seyredip bir köpeği kucağında oksadığın , bolca düşündüğün ve sorguladığın, dağların ardını merak ettiğin , içinde binlerce milyonlarca hayat barındıran, 'çokrenkli' bir tablo. Gökyüzüne bak. Orda kendi anlamını göreceksin . Bir bulut ol ama için coşup taşsın bir yağmur ol dökül yollara küçük bir çocuk kırmızı şapkasını takıp yollarda koştursun sana dokunmak için !
Gelin benimle bilinmezliğe sürükleyeceğim sizi !
Keşfetmemiz gereken birkaç sorun var.
Sizinle dağların en sessiz olduğu yerlere gideceğiz.
Tepelere sürükleneceğiz birlikte ve küfredeceğiz beraberce,bağıracağız hayatın bize neler yaşatacağını bilmediğimiz açık seçik PORNOGRAFİK cümlelere !
Gelin birkaç sokakta boğulalım bence.
Hayır alkol kullanmak yok,LSD yok,Ayahuasca yok. 3.gözümüzü duyduğumuz kalabalıklarda açacağız.
Gitmemiz gerek hala anlamıyorsunuz.Kayboluyoruz yavaşça.Oysaki varolmak mücadelesidir yaşam!
Nolur gidelim..
Joel Robinson'un arayıştaki insanlarından biriyim ve kafatasımda bir yerküre belirmekte.
Belirsizlik içinde sürüklenirken herkes gibi bir hayat yaşıyoruz . Her insan yeni bir dünya ama o kadar benzerlik içinde yaşıyoruz ki kendi dünyalarımızın oksijenini soluyamaz hale geliyoruz. Düşün ki bir makineye bağlı halde hareket ediyoruz ,soluk borumuz ona bağlı . Aynı yöne doğru koşuyoruz yani ki ölüme doğru . Sadece ölmek için yaşıyoruz . Eğer ki kendi dünyamızı kurmayı başarabilseydik yaşamın sadece ölümden ibaret olmadığını görüp 21. yüzyıl kabusundan uyanıp şükrederdik. Olabildiğince özgür, her solukta oksijenin ciğerlerimizde mutluluk hormonuna dönüştüğünü bilerek koşmaya başlardık. Ben artık sadece sürüklenmek istemiyorum. Açıkça bir keşfin içindeyiz . Görmem gereken dünyalar var, adım atmam gereken yollar, kaçmam gereken zıtlıklar var. Mesela ki zengin ve fakir ; uzak ve yakın ; çirkin ve güzel ; beyaz adam ve siyah adam ; güçlü ve zayıf ; akıllı ve aptal; para ve insan... İşte yolların özü zıtlıkları yok etmekten geçer . Bu kadar boğucu kelime karmaşasından kaçmak için bende yollardayim. Uzun uzadıya düşünüp bir keşfe çıkıyorum . Karanlık bir odada doğdum . Hicbirşeyi göremediğim ve tanımlandıramadığım bir odada. Okumayı ilk öğrendiğimde bir mum yandı odamda. Kitaplar okudukça aydınlandı bir başımalığım. İnsanlar gelip gitti. Hayatıma dokundular. HÜcremdeki duvarlara ellerindeki çekiçlerle giriştiler. Bana sevgiyi öğrettiklerinde pencereden dışarı bakmayıda öğreniverdim. Dışarıda koşuşan sırt çantali yaratıkların mutluluk bağırışlarına şahit oldum odamdan. Ölümden uzaklaştıkça, yaşamın belirsizlik içinde bu kadar huzur verici birşey olduğunu gördükçe , bütün duyguları bedenimde tattıkça ve dünyanın sadece benim odam kadar küçük olmadığını anladığım anda iplerimi saldım camdan dışarıya . Artık atlamaya hazırım . Yasadığım yer benim küçük karanlık odam olamaz insanları kucaklayıp uyumalıyım her gece yastığımdan uzakta bir daha belkide hiç uğramayacagım bir evin içinde. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjimi bağırarak atabilmeliyim ormandaki hayvanlarla beraber . Ben bu doğanın çocuğuyum. Bir elma gibi, tropikal bir meyve gibi , şempanzeler , balıklar ve filler gibi ...Ve kanatlarının varlığını unutmuş yeryüzünde ruhunu arayan bir kuş gibi...