6 Ocak 2015 Salı

Tanrı Bunun Neresinde?

Gediminas Pranckevicius
Toplaşın anlatacağım yeni şeyler var.
1 ay önce Ankara'ya malum soğuklar geldi.Yeni eve taşınırken kışlıklarımın olduğu koliler kayboluverdi.Ne montum ne şapkam ne botum vardı adam akıllı yani.Neyse işte özetle bu kış kıçım donacaktı belliydi.Evin masrafları falan derken zaten baya borca girmiş hergün makarna yer hale gelmiştim farklı soslarda.Yani ki yeni mont alma hayalleri kuramazdım kurmamalıydım.

O gün yine kalktım bunları düşünürken Kızılay'da ki 2. el eşyalar satılan pazara gittim akşam vakti.İnsanlarla sohbet edip sigaralar ikram ediyor yeni şeyler öğreniyordum yine.

Soluklanmak için oturacak bir bank ararken bir kemancının hemen yanındaki banka oturdum havanın soğukluğuna karşı içimi biraz olsun ısıtabileyim diye.Pazarcı ablalardan biri geldi oturdu yanıma.Kısacık saçları olan çok güzel yüzlü biriydi.Önce bir sigara ikram etti sonra işler nasıl gidiyor falan derken sohbet etmeye başladık .Öyle şeyler anlattı ki bir Rus yazarından dökülür gibiydi sanki cümleleri.O kadar çok konudan bahsettik ki aklımda birkaç cümle kaldı adamakıllı.Herşeyin bir dönüşü olduğundan bahsetti.Bir çocuğun başını okşarsan gün gelipte zorluk yaşadığında omzunda ağlayabileceğin bir adam olur; bir güvercinle poğaçanın yarısını bölüşürsen aç kaldığında hiç olmayacak biri yardım eder sana; içine bir kötülük düştüğünde zarar verirsen mutlaka geri dönüşü vardır dedi.Seversen geri döner,nefret edersen geri döner,hüzün geri döner,öpüzük geri döner,tokat geri döner.Ulan ne duruyorsunuz o zaman.Sarılın amına koyyim.Birbirinizi sevmek için en büyük neden buysa hala koca dünyadaki küçük kafatasınızdan ne diye kötülük geçiriyorsunuz?

Bu kadar sohbetin ardından pazarcı ablamızdan 3 liraya daha önce kimin giydiğini bilmediğim kadın kokulu bir kazak aldım.Yoluma devam ederken bir tane mont gördüm hevesimi alayım diye denedim fiyat sordum sanki param varmış gibi sonrada metroya doğru yol aldım.Bir tane siyahi bir arkadaş selam diye seslendi.Döndüm meraba nasılsın işler nasıl gidiyor dedim.İlk kez görmüş olmama rağmen sıcak bir ses tonuyla sohbet ettik .Kafasındaki sattığı şapkalardan birini bana takıp güle güle kullan dedi.Amanda aman Türkçeyide pek bi iyi biliyormuş .

Sokaktaki kalabalık sese sokak sanatçılarının sesi eklendiği anda bir an durdum etrafıma bakındım ve gördüm.Çay satmaya çalışan elleri titrek yaşlı amcayı,kırmızı montlu sekerek ilerleyen küçük çocuğu,hep o sokakta dolanıp mendil satmaya çalışan kardeşime benzeyen Berivan isimli küçük güzel kızı,köfte satarken ki abinin yüzündeki memnuniyeti,sevgilisine hüzünle bakan genci,dalga geçercesine göğe yükselen sigara dumanını..


Bir zamanlar zar zor uyandırılıp mavi önlüğünü giyen, saçlarını keçi yapıp annesinin zorla içirdiği sıcak sütü içtikten sonra kırmızı montunu ve onunla aynı renkteki şapkasını kafasına geçirip anacığının pembe yanaklarından öpen kız çocuğu aklıma geldi.O anda çok yalnızdım.Çok şeyi öğrenmem gerekiyordu.Çok yol almam gerekiyordu.İnsanlarımı daha iyi tanımam gerekiyordu.Hepside çok güzeldi.Hepinizde çok güzelsiniz.Konumuz bu değildi çok
afedersiniz.Belkide asıl konumuz budur düşünmek lazım üstüne..

Bir an sokağın içinde herhangi biri gibi ilerlerken elinde hediye paketi bir adam koştu yanıma.Paketi uzattı tam gidecekken durun durun bu ne yahu şimdi dedim.Az önce beğendiğiniz montu aldım bu aralar işlerim çok iyi gitmiyor ve iyilik yapmam gerekiyordu dedi pazarcı ablamızdan öğüt almışçasına.Yahu o sokakta o kadar insan varken neden beni gördün yardım edilecek?Hemde o pazarda o kadar kıyafet denemişken neden en çok ihtiyacım olanı aldın?Neden bu iyilik öncesi pazarcı abla gelip yanıma oturupta herşeyin dönüşü olduğundan bahsetti?Üstelik ilk eve taşındığımda var olan tek montumuda dünyayı gezmeye çıkan portekizli birine üşümesin diye vermişken?Neden bu aralar işlerin ters gitti?

Size yıllarca yanlış bildiğiniz birşeyden bahsedeyim.Hızır diye birşey yok anasını satiim.Valla da yok billada yok.Sadece insanoğlu var daima birbirini tamamlamak zorunda olan !

Hep şuna inandım farklı iksirler var içimizde akıp giden ve bizi yaşatan.Tekdüze renksiz bir hayat sonucu iksirin içimizde varolduğunu bilemeden ölüp gidebiliriz, Kendimize yeni renkler katıp iksirleri karıştırabiliriz birer cadıymışız gibi ve neyin ortaya çıkacağını bilemeyeceğimiz bir ilacı üretircesine.Bir olduğumuz anda tanrının ruhu ortaya çıkacakmış gibi gelir hep bana.Kendi yüzünü göstermenin heyecanıyla ben bu yazıları yazarken ve sen bu yazıyıları okurken bir olduğumuzu görüp belki seviniyordur ha gayret az kaldı diyerek?

Yine kafamdan binlerce cümle geçiyor hepsini anlatasım var sana.O gün tanrıyla konuştum inanamazsın.Hem kendisini cümlelerle ifade ettiğinide nereden çıkardın?

3 yorum:

  1. :) Sana çok benzer bi hikayem var. Bi çocuk düşün evine alınan bi ekmek çabuk bitmesin diye 4 gün bekletilip öyle yenen... Üniversiteye gideceği zaman yazın çalışıp kazandığı tüm parası harç parası, yurt kirası, depozitosu ve ilk ayın kirasını ödeyip otobüsün dönüş parasına yetmeyip kendini kimsesiz çaresiz bi park köşesinde bulup sabaha kadar bekleyen, iyilik yapmaya fırsatı olmamış ders çalışması gereken zamanda fabrikada çalışmış okulda olması gereken zamanda gene fabrikalarda çalışmış kimseye yardım edememiş kimseden yardım beklememiş yardım etmeye de hiç fırsatı olmamış birini düşün...

    Mont?:)) En ucuzundan bi ceket alıp üniversite hayatı boyuncada onu kullanmış kara kışta bile onunla okula gelip gitmiş biri insanlar sinirli kafasırengarenk çaresiz kalmadıkları için sinirli umarım bi gün benim durumum iyi olursa bende birilerine mont olucam ayakkabı olucam belki çanta olucam... Çok şanslı olduğunu unutma kafasırengarenk insanların içi simsiyah... Bu kafa herkese nasip olmaz... :)
    İ.Y.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazdıkların için teşekkür ederim.Ne kadarda eksik yaşıyoruz değil mi?Çaresizliğini,haykırışını,mutsuzluğunu bu kadar kalabalık göremiyor zaman zaman.Ne kadar da yokuz bazen.Ne kadar boşluktayız bazen.Yaşadıklarına rağmen hala birilerini düşünmen ne güzel.Zaten hayatın özü bunda.Bişeylerin eksikliklerini yaşadıkça farkına varıp başkalarını tamamlama ihtiyacı doğuyor.Bunca mutsuzluk birbirimizi tamamlayabilmek için var.İşte varoluşun sırrını buldum tamda şu an !

      Sil
  2. Kimi kitaplara göre burası bi ceza kimine göre ödül kimine göre bi imtihan bana göre de 5 voltluk birer piliz bu kadar duygusal kırılgan olmaktan utanıyorum. Amaçlar ve tanımlar yapmadan önce bence biraz düşünmek lazım. Bi arkadaşımın dediği gibi "amaç yaşamak" nasıl yaşadığının bi önemi yok ama ben herkesin mutlu yaşamasını isterim ben. Umarım sende mutlu yaşarsın kafasırengarenk...

    Bu adamın tiyatrolarından bi kaçına git bence tanış hatta alışıp sevmeyi dene kafasırengarenk hayatında görüp görebileceğin en şeffaf adamdır kendisi...

    http://www.youtube.com/watch?v=9dHB9MUAiJc

    YanıtlaSil